Nisan ayı gelmiş yavaş yavaş kış biterken gezip tozma damarlarımız da kabarmaya başlamış, dayanamadık yine Serap' la beraber 4 günlük bir plan yaptık. Perşembe' den izne çıkıp dolu dolu bir Kapadokya gezisi....
Yol uzun; Yalova - Kapadokya arası 685 km, ciddi bölümünü otobandan geçtiğimiz ve kalan kısmı da dümdüz bir yol ,bol bol muhabbet etme fırsatımız oldu yol boyunca.
Kapadokya Bölgesinin nerdeyse 60 milyon yıl önce volkanik patlamalarla oluştuğu ve zaman içinde bu günkü şekillerine döndüğü söyleniyor. Tarih boyunca Hititler, Persler, Romalılar... vb dahil olmak üzere onlarca uygarlığın gelip geçtiği bir coğrafya burası.Gezilecek yerlerin dağınık ve aralarında kilometreler olmasından ötürü buraları eğer turla gitmiyorsanız en güzel arabayla gezersiniz, hem de her yeri görme fırsatınız olur.
Otele yerleştikten sonra akşamüstü saatleri olduğundan kısa bir şehir merkezi turu yaptık fakat pek beklediğimiz gibi hareketli bir şehir merkezi değildi maalesef, sağ olsun oteller ve turlar her şey dahil mantığıyla burada da turistleri kafese koymuşlar keyiflerine göre gezdiriyorlar. Şehir merkezi çok da büyük değil. Burada şarapçılık kesinlikle yaygın ve meşhur, ben şahsen Bozcaada şaraplarını tercih ediyorum. Çok güzel şaraphaneler var fakat tadım yapamıyoruz, yasak. Uzun yolculuk ve kısa bir gezintinin ardından yorgunluk bünyeye nüfus etti iyiden iyiye, artık dinlenmek gerek.
Hava biraz serin, gezmeye uzaktan başlayalım dedik ve Kapadokya'nın yer altı şehirlerinden gezmeye başlayalım dedik. İlk hedef KAYMAKLI YERALTI ŞEHRİ. Ürgüp' e yaklaşık 15 km olan yeraltı şehrine çok güzel manzaralı yollardan geçerek ulaşıyorsunuz. Yerin 8 kat altına kadar indiği söyleniyor ancak 4 katı ziyarete açık durumda.
Yerin altına inmek garip bir his, tüneller göz aldatmasın gayet dar ve alçak, 1.70 m boyuma rağmen ben bile eğilerek gezdim. Bu şehrin her katı farklı amaçlarla dizayn edilmiş, oturma odası ve mezarlığın da alt alta olması dikkat çekmiyor değil.
Şehrin 1. katı hayvanlar ve genel kullanım, 2. katı kilise ve mezarlık, 3. katı erzak depolar-şaraphaleneler, 4. katı da insanların yer üstündeki gündelik işlerini yapabileceğin yerler olarak kullanılırmış zamanında fakat kalan diğer 8 kat hakkında kesin bir bilgi olmadığı söyleniyor.
Biz daha aşağıya inemedik açıkçası zira aşağılara indikçe hem nefes almanız zorlaşıyor hem de hava değişiyor. Altıncı kat bizim için bu kadarı kafidir dediğimiz yer oldu ve dönüşe geçtik.
Yer altı şehirlerinin hepsinin bir birine alttan bağlantısı olduğu söyleniyor. Aşağıdaki tekerler şeklindeki şey KAPI imiş. Bu kapıyı içeriden çocuk bile kapatabilirken dışarıdan onlarca adam açamıyormuş.
Bu yeraltı şehirlerinin ne zaman yapıldığı bilinmese de , neden yapıldığını düşünmeden edemedik, nasıl bir düşmandır ki gelen ondan korunmak adına insanlar yerin kat kat altına saklanmışlar.
Derinkuyu' nun girişinde aşağıda Romalılar dan kalan bir kilise de var fakat pek de ilgilenilmemiş hatta için döküntü durumda. Ancak dışarıdan
fotoğrafını çekebildik.
Yer altında bu kadar gezmek yeterdir dedik Serap' la artık biraz da yer yüzüne çıkalım. Bu arada, yer altı şehirlerine girerken dikkat etmek gereken bir şey, eğer içerde kalabalık turlar varsa biraz oyalanın hemen girmeyin. Çünkü içerde daracık yerlerde sıra geçmek için sıra beklemek zorunda kalabiliyorsunuz. Biz Derinkuyu nun 3. katında 15-20 dakika kendi kendimize lafladık mecburen.
Uçhisar kalesi; soluğu burada aldık, yer altına in in nereye kadar. Ürgüp' yaklaşık 15 km. mesafede Uçhisar Kalesi; kayalara oyularak yapılmış tepesine kadar içerden çıkılan bir kale burası. Burada müze kartımıza kimse yüz vermedi o yüzden kişi başı 5 Tl yi bayıldık. Bildiğimiz kalelerden epey farklı , iki sifri kayaya oyularak yapılmış.
Sırada Ortahisar Kalesi var . Bu arada biz uer altı şehirlerini gezerken Ürgüp etrafında bir çember çizip tekrar Ürgüp' dönüyoruz, kafa karıştırmamak ve aynı yerleri tekrar dönmemek adına. Ortahisar Kalesi buraların en yüksek yerine kondurulmuş ve yine kayaları oyarak yapmış burayı eskiler.
Kuzu eti de farklı bir güzel oluyor hani, afiyet olduktan sonra kısa metraj bir şehir merkezi turu, meşhur Asmalı Konak'ı uzaktan görüp kısa bir şarap alışverişinden sonra yatağı uzaktan görüp sızıyoruz.
Nehir kenarında yorgunluk atmak adına birer çay içip rotayı Zelve' ye çeviriyoruz.
Zelve' de dört kilisenin yanında bir de cami var. Cami doğal olarak çok daha yeni duruyor. Bazı yapıların içinde hala eskiden kalan bazı resimleri param parça da olsa görmek mümkün.
Ve günü burada bitiriyoruz, fakat Kapadokya' da ki işimiz henüz bitmedi. Yarın eve yola çıkıcaz ama evvela sabahın beşinde uyanıp balon turu için toplanma alanına gitmek lazım, tek temennimiz "bu sefer rüzgar olmasın."
Saat sabahın beş buçuğu, normal şartlarda para verseler uyanmaz insan bu saatte ama biz balon sevdasına kalkıp toplaşma yerine vardık. Çaylar poğaçalar şirketten ve ne mutlu ki rüzgar yok balonlar şişiriliyor. Anatolia Baloons bizim tercihiz oluyor ve çok da memnun kalıyoruz.
Yaklaşık bir buçuk saatlik uçuşun her saniyesine kesinlikle değiyor. Yerden sadece rüzgar ve alevin bozduğu sessizlik eşliğinde kalkıyoruz, pilotumuz Rodrigo...
Gökyüzünde onlarca balon, gün daha yeni yeni doğmaya çalışırken inanılmaz Kapadokya manzarası ve sükunet, kesinlikle yaşanılası bir durum.
Mükemmel manzara eşliğinde bir önceki gün karadan gezerek gördüğümüz yerleri bir de kuşbakışı izliyoruz ve Avanos yakınlarında iniş noktamıza indikten sonra küçük bir geçmiş olsun kutlaması, yalandan bir şampanya patlatılıyor ve tabii ki sertifikalarımızı alıp minibüslerle toplaşma yerimize dönüyoruz.
Güzel manzaralar zihnimizde kahvaltımızı edip eve doğru yola koyuluyoruz...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder