26 Ocak 2014 Pazar

Bosna- Hersek; Kış Günü de Güzel


       Bosna- Hersek; son bir yıldır sürekli aklımızda olan acaba ne zaman gideriz diye düşünüp durduğumuz yer. Yakın zamanda inanılmaz katliamlar yaşanmış ve hala savaşın izlerini görebildiğiniz, Müslüman ve Hristiyan halklarının yan yana yaşadıkları güzel ülke.
      
      Kış günü hep soğuk Balkanlardan mı gelecek bir de biz Balkanlara gidelim dedik (aslında kumar oynadık) Ocak ayında uçağa binip soluğu Saray Bosna' da aldık. Sabiha Gökçen hava limanından her gün Saray Bosna seferi var. Uçuş yaklaşık bir buçuk saat kadar sürüyor. Bosna bize vize uygulamıyor, pasaport kontrol ve diğer prosedürler de çok vakit almıyor. Yine de uçuştan en azından bir saat önce hava limanında olmakta fayda var.
     
Saray Bosna hava alanı küçük bir liman, merkeze yaklaşık 6-7 km uzunlukta merkeze en rahat ulaşım da taksi kullanmak olacaktır. Ortalama 15-20 BAM (Bosna Markı) tutuyor. 1 BAM= 1.65 TL, paraları maalesef bizim paramızdan daha değerli.

    Herhangi bir tura dahil olmadan tamamen kafamıza göre gezelim dedik, yola çıkmadan bir kaç gün önce Setur' dan Saray Bosna merkezde  otelimizi ayarladık.  Bristol Otel Sarajevo, resimlerden beğendiğimiz kadarıyla tercihimiz oldu, pişman da olmadık açıkçası.

    Saray Bosna' da şehir içi ulaşım rahat sayılır, her ne kadar biz vaktimizin genişliğine güvenerek ağarlıklı olarak yürüyerek şehri gezmeyi tercih ettiysek de şehir içi mesafelerde zaman zaman taksi de tercih ettik. Ayrıca buranın tramvay hattı çok meşhur, dünyada ki en eski tramway hattı olduğu söyleniyor ki 1800 lerden beri çalışıyormuş. Zaten trenleri görünce hala nasıl çalıştıklarına inanamıyorsunuz
       

Bosna' da insanlarla iletişim kurmak çok kolay, herkes yardımsever ve iletişim kurmak çok kolay. Kültürel olarak da bizlerden çok farkları yok. Ayna Programında dedikleri gibi "ECDAD" burda çok iz bırakmış. Her yer tarihi eser, hem Osmanlı zamanından kalma hem de Rus yönetimi zamanlarından kalma onlarca eserler var. Tarihi binaların yapısı da nasıl olduysa o kadar savaşa rağmen bir şekilde korunmuş.
    


95' deki savaşın izleri hala o kadar canlı ki hala bazı binalarda kurşun ve şarapnel izleri, yıkık hatta duvarlarında kocaman delikler olan binalar dahi var ve maalesef bunlar şehrin göbeğinde olan yerler. Çok acılar yaşanmış burada.


   Gezinmeye başlayalım artık, Saray Bosna' nın her karesi tarihi eser değerinde fakat burada hayatın en hareketli olduğu yerler BAŞÇARŞI etrafında kurulmuş. Alışveriş, yeme içme yerleri ve diğer bütün sosyaş mekanlar Başçarşının etrafında konuşlanmış. Dükkanlar akşam saat ona kadar açık, mekanlar ise geç saatlere kadar çalışıyor.  Belirtmek gerek, Bosna' da çok ciddi bir Kahve kültürü var, kızlı-erkekli insanlar uzun saatler cafelerde oturup kahve sohbetleri yapıyorlar. Yeme- içme fiyatları da gayet uygun.



   Başçarşı' nın simgesi su sebili. Bir çok hediyelik eşyada da bu simgeyi işliyorlar. Bu çarşının Osmanlı zamanında kurulup bu zamanlara kadar kullanılıyor, dükkanlar da küçük küçük ve tarihi.
  Saray Bosna' nın önemli simgelerinden  biri de Hacı Hüsrev Bey Camii. Savaş zamanında Müslümanlar için önemli bir toplanma ve birliktelik simgesi de olmuş burası. Camiinin hemen dışında bir de sebil var, suyu da buz gibi. Burdan su içen Bosna' ya bir daha dönermiş, genel inanış böyle yani.


Saat Kula; Saray Bosna' nın en eski yapılarından ve dünyada Ay Saatine göre çalışan tek saat olduğu söyleniyor. Güneş tam battığında saat 12.00 ı gösteriyor.

    Söylemiştim ya Müslüman- Hristiyan yan yana yaşıyor burada insanlar diye, bir çok da kiliseleri var Saray Bosnada. Kutsal Anne Cemaat Kilisesi, İsa' nın Kutsal Kalp katedrali gibi.
 
   

 

    Bütün bu şehir gezisini yürüyerek yaptıktan sonra haliyle açlık geliyor bünyeye, burada yemekler bize çok yabancı değil fakat Bosna da yağ kullanmaktan pek çekinilmiyor, yani Bosnaya geliyorsanız diyeti bir kenara atmak gerek.  Cevapzinika, yazılışı tam da böyle olmayabilir, dolu dolu bir köfte, pide arasında bol soğanla beraber servis ediyorlar yanında da yoğurt veriyorlar. Yoğurt, bizdeki ayran gibi içiliyor sadece biraz daha katı. Bu güzel köfte' yi Başçarşı' da yedik gayet de başarılıydı, porsiyonu 3.5 BAM (5 TL gibi)

 
Köftenin üstüne de tabiiki Kafa içmek lazım. Dibek kahvesi; Türk kahvesini epey andırıyor servis şekli biraz daha farklı ama ben şahsen Gökçeada' da içtiğimiz dibek kahvesi lezzetini bulamadım.



  
   Ve tabii ki  Borekziniça; meşhur Boşnak Böreği. Burada kıymalı börek denen şeyin börek olmadığını öğretiyorlar. Boşnak böreğini patatesli ve ıspanaklı yapıyorlar ama ne yapıyorlar. Bunu yemeden dönmek aman aman olmazdı.






    Bu kadar yedikten sonra biraz daha gezilir artık. Saray Bosna; Milizack Nehrinin  etrafına kurulmuş durumda. Bir çok köprüler var fakat bunların arasında en eskilerinden olan Latin köprüsü.
 



 Merkezde 1800 lerden kalma bir yapı, biz önce bu nedir okul mudur dedik ama Grand Bazaar dedikleri pazar yeri. Köylü pazarı gibi bir yer üst katı da restoran olarak kullanılıyor.
 

      Buralarda Türkiye baya baya biliniyor, dükkanın önünde Galatasaray bayrağını görünce "bu ne iş" demedin edemedik ama dükkan sahibi eskiden Galatasaray'da oynamış Tarık Hodzic , herhalde gönlü bizim buralarda kalmış.     
    Dön dolaş derken akşamı yaptık, hava da iyiden iyiye soğuduktan sonra otele döndük. Her ne kadar hava sıcaklığı tabelalarda 0 derece olarak gözükse de üşümeden gezmek çok garip geldi, belki de turist ruh haliyle aldığımız gazla üşümeden gezmişizdir ama otele dönünce günün yorgunluğu çıktı. Ertesi gün Mostar yolu bizi bekler dinlenmek lazım.
 

       Saray Bosna' dan- Mostar' a her gün saat başı seferler var. Ama ne otobüsler?? Otobüsler eski, koltuk sıra mantığı ararsanız bulamazsınız, yaklaşık 120 km mesafe ikibuçuk saat kadar sürüyor. Yolda çay, su çorba... vb şeyler beklememek lazım, zaten yok. Kişi başı 20 BAM bilet fiyatı. Bir diğer seçenek de tren seferi fakat tren seferi 3.5 saat sürer ve otobüs daha konforlu dendi, biz de otobüsü tercih ettik.
 
     Yolculuk yavaş olsa da çok güzel manzaralı yerlerden geçiyorsunuz, kendi arabanla geze geze gitmeye de heves etmedik değil.
 
     Netice de Mostar' a geldik. Mostar Köprüsü; 1995 de bombalanıp yıkılmış maalesef ama Türkiye tarafından aslına uygun olarak tekrar  yapılmış. Biz köprüden atlayan birini görmedik malum kış günü ama hakikaten çok yüksek atlamak falan akıl karı değil.



    Yine uzun bir dönüş yolundan sonra günü de geziyi de bitiriyoruz, akşam dokuz gibi otele dönüyoruz. Ertesi gün uçak ve dönüş yolu bizi bekler. Kış olmasına rağmen şansımıza yağışsız ve rahat bir turu bitirmenin rahatlığıyla.







   Not: Türkiye' den giderken Euro almanıza pek de gerek yok. Hem havalimanında hem de şehrin her köşesinde Ziraat Bank ve diğer çeşitli bankaların ATM lerinden BAM nakit çekebiliyorsunuz.

 
 

Ocak 2014


BOZCAADA; Huzurun Başkenti

      BOZCAADA.... ilk defa 23 Nisan 2010 da üç günlük Çocuk bayramı tatilini fırsat bilip Serap' la beraber gittiğimiz cennet toprak... Her ne kadar Yalova' dan Geyikli Limanına varmamız 4 saat, gemi sırası da bir o kadar sürse de Geyikli' de çay bahçesine oturup karşıdan adayı izlerken bira içmek bile ayrı bir keyifliydi. Tabii ki bu durum özel günlere özgü bir şey normal şartlarda sadece gemiyi bekliyorsunuz. Bozcaada' ya, Çanakkale Geyikli iskelesinden her gün sefer var, yazın saat başı sefer yapıyorlar.


   Yaklaşık yarım saatlik bir deniz yolculuğundan sonra Türkiye' nin en cool  adasına varıyorsunuz. Denizden Bozcaada Kalesi ayrı bir heybetli duruyor.

   Ada'ya ilk ayak bastığınız anda bambaşka bir huzur havası sarıveriyor insanı, kimsenin acelesi yok, herkesin yüzünde hafif bir gülümsemeyle geçiyorsunuz Bozcaada' nın küçük ama dop dolu meydanından. Adada bütün ihtiyaçlarınızı karşılayabileceğiniz yer de bu güzel Ada Merkezidir, asırlık çınarın altında oturup bir yorgunluk çayı içebilir, limanda sıra sıra duran Cafe' lerde sadece Bozcaada' da bu kadar lezzetli olabilen  "Dibek Kahvesi" içerken denizi izleyip ruhunuzu dinlendirebilirsiniz...

  Bu seneyle beraber Bozcaada' ya yaptığımız üçüncü gezimiz oldu, son iki seferdir otel sahiplerinin samimiyeti, sıcak kanlı tavırları, ter temiz odaları, lezzetli kahvaltısıyla (hele hele Domates reçeli) Eftelya Otel, bizim için tek adres hem de adanın tam merkezinde. Fiyatlarının da abartısız olduğunu belirtmem gerekli. Bunun haricinde birçok konaklama imkanınız da mevcut, küçük pansiyon isteyenlere göre de yerler var tatil köyü isteyenlere göre yerler de var. 2010 da biz de Çapraz Tatil Köyünde kalmıştık, gayet güzeldi fakat hem bütçesel hem de merkeze inmek için araba kullanmamak                                                                                             adına sonraki yıllarda tercihimizi değiştirdik.

   Bozcaada' da sabah erken başlıyor... Sabah erkenden tertemiz havada kısa bir yürüş ve leziz bir kahvaltının ardından denize girmek için bir sürü alternatif arasından hangisini seçelim diye diye arabamıza atlayıp soluğu merkeze yaklaşık 2-3 km ötede olan TUZ BURNU koyunda alıyoruz. Pırıl pırıl deniz ve sakin bir kumsal (ince taşlı demek daha doğru). Buranın erke saatlerde keyfini sürmek de arı bir keyif . Havanın rüzgarlı olduğu zamanlarda biraz dalgalı olabiliyorsa da çok güzel... Burası Serap' ın en sevdiği yer desem yalan olmaz herhalde.



 Biraz deniz keyfinden sonra tebdili mekanda ferahlık vardır deyip yola devam ediyor ve AKVARYUM KOYU' na gidiyoruz. Akvaryum Koyu adanın en meşhur koyu, biz de tertemiz denizin tadını çıkarmak için duruyoruz fakat vakit öğleye yaklaşırken ortalık bir anda kalabalıklaşmaya başlıyor, duyan geliyor... Bizde kalabalığa fazla takılmamak adına yavaş yavaş toplanıyoruz, malum koy çok güzel ama çok da geniş değil.


   Yola devam, arabayla bir oraya bir oraya gittiğimize bakmayın, bu güzel manzara eşliğinde araba sürmek inanılmaz keyifli, mesafeler de çok kısa.  Ada turunu kiralık scooter yada bisikletle yapmak da son derece mümkün.
   
     Ayala Plajı; Ayazmaya giderken yolunuzun üzerinde kalıyor, plaj geniz ve kumluk fakat deniz biraz taşlık ve taşların etrafında deniz kestaneleri var. Eğer denizde şnorkelle zevk gezintisi yapıp denizi izlemek isterseniz çok güzel bir yer.







 Ve karşımızda güzeller güzeli AYAZMA PLAJI. Adanın diğer denize girilen yerlerinin aksine burada şezlong ve şemsiyeler var ve plajın kumu altın gibi yumuşacık... Şezlonglar ücretli, Bozcaada Sporun işşettiği yer de usulen şezlong başına 10 TL alınıyor (haklarıdır bence). Deniz ekstra muhteşem ve kumluk, uzun süre su belinize kadar geliyor ve ayağınızın altında balıkları görerek yürümek harika. Ayazma' da sıra sıra birkaç tane restoran ve büfe mevcut açlığınızı  yada susuzluğunuzu yatıştırabilecek bir şeyler bulabilirsiniz fakat fiyatları merkezden birazcık yüksek demeden geçemiyorum. Biz kendi gezilerimizde arabada sürekli bir buzdolabı bulunduruyoruz (tabiki içi dolu), bu tür durumlara hazırlıklı olmak adına faydalı oluyor. Öğlen yemeğini sandviç tarzı aperatiflerle geçirmek isteyenler için sabahtan Çiçek Pastanesinden alınan lezzetli seçenekler de iş görecektir.





 Akşamı ayazmada yapıyoruz fakat günü batırmak için çok daha güzel bir planımız var... Arabaya atlayıp Yel Değirmenlerine gidiyoruz. İşletmenin kapıları her akşam 7.30 gibi açılıyor küçük bir not. Kocaman pervanelerin dibinden geçmek ve seslerini duymak çok enteresan bir durum fakat asıl güzellik burna kadar gidince başlıyor. Günün en güzel battığı nadir yerlerden birindesiniz, arkanızda yel değirmenleri, karşınızda uçsuz bucaksız Ege, sağınızda Deniz feneri, manzarası eşliğinde buram buram kekik kokuları içinde günü batırıyoruz. Yine küçük bir tavsiye; arabada her zaman hazır bulunan katlanır sandalyelerimiz ve buzdolabına akşamdan konan Talay Şarabı ve eski kaşar, yanınızda da eşiniz oldu mu bu keyfin anlatılması mümkün değil.


Günü de batırdık, artık otele dönüp duş alıp biraz dinlenip akşam yemeği için merkeze inmek lazım. Ada' da gece hayatı sadece merkezde olduğundan kalınan yerin merkezde olması büyük kolaylık, biz her yere yürüyerek ulaşabileceğimiz mesafede olmayı tercih ettik.




    
 
Akşam yemeği için seçeneğiniz çok; hızlı bir şekilde sulu yemek yada ev yemeği yemek isterseniz hemen adanın merkezinde büyük çınarın çaprazında Şükrü Usta ve biraz ilerisinde yine sulu yemek yapan bir dükkan daha var ( biz Şükrü Ustayı daha çok beğendik fakat damak tadı değişebilir tabii ki).  Eğer bir iki kadeh bişeyler içip sakin sakin keyif yapayım derseniz ara sokaklarda bulunan onlarca küçük Yunan tarzı meyhaneler var, kulağınıza çalınan eski Rum yada Türk  müzikleri eşliğinde inanılmaz keyifli bir gece geçirebilirsiniz. Bir diğer alternatif de Limanda bulunan balıkçılar, hepsi güzel fakat burada fiyatlara biraz dikkat etmekte fayda var.

   Yemeğin ardından kısa keyifli bir kale etrafından yat limanının ucuna doğru tekneleri ve denizi izleyerek yediklerimizi hazmettikten sonra Dibek Kahvesini hak ettik. Burada kahvenin tadı kadar sunumu da çok güzel. Dilerseniz sakızlı kahve de tercih edilebiliyorsunuz. Kahve; Lokum, Acıbabadem Likörü ve Captain Black sigarayla ikram ediliyor burada. Biz sigarayı ziyan olmasın diye iade ediyoruz tabii ki. Muhteşem manzara ve dinginlik içinde gece yarısını çoktan geçip ertesi güne başlamış olmuş şekilde günü sonlandırıyoruz.


      Yapmadan Dönme

        Şarap; Bozcaada denince tabii ki ilk akla gelen Şarap. Çamlıbağ, Talay ve Corvus şarapları adanın meşhurlarından. 2013 itibariyle maalesef yasal zorunluluk gereği tadım keyfi yaparak şarap seçmenin imkanı kalmadı. Ben lezzet olarak Talay ve Çamlıbağ diyorum. Kesinlikle bunlara uğramadan gelmemek lazım.

       Köylü Pazarı; Adanın merkezinde hemen her gün köylüler bir şeyler satıyorlar. Adanın çok güzel kendine özgü reçelleri var, bizim favorimiz domates ve gelincik reçeli.  Ayrıca yine adayı özgü Yaprak ve demet olarak satılan kekikten almadan dönmek olmaz.

 


Bozcaada Kalesi; Kimin yaptığı bilinmese de tarihte Finikeliler, Cenevizliler' e kadar kullanıldığı bilinen kale görülmesi gereken yerlerinden. İçin de bir de müzesi olan kalenin surlarından manzaraya bakmak ayrı bir keyif.


   Tavsiye; Bozcaada; küçük ancak etrafında bir çok gezilecek ve denize girilecek yeri olan keyifli bir ada. Biz aracımızda her zaman seyyar bir buzdolabı, plaj şemsiyesi ve seyyar sandalyeler bulunduruyoruz. Bu şekilde istediğiniz yerde arabadan inip deniz keyfi yapabiliyorsunuz. ada merkezi ve Ayazma hariç diğer yerlerde ihtiyaçlarınızı karşılayabilecek bakkal, büfe, lokanta tarzı yerler olmadığı için küçük ve dolu bir buzdolabi iş görecektir.

   
TEMMUZ 2013